
CHP Lideri Özgür Özel, Gülistan Doku’nun Ailesini Ziyaret Etti
26/06/2026
CHP Lideri Özgür Özel, Rojin Kabaiş’in Ailesini Ziyaret Etti
26/06/2026“RAKİBİNE İKTİDARIN KARAR VERDİĞİ DÜZLEMDE DEMOKRASİ GİBİ BARIŞ DA KONUŞULAMAZ”
“TERÖRSÜZ VE DEMOKRATİK TÜRKİYE UMUDUYLA ALTINA BİRLİKTE İMZA ATTIĞIMIZ RAPORUN GEREĞİ YAPILMASIN DİYE ELLERİNDEN GELENİ YAPIYORLAR”
“BARIŞA DA BUTLAN GELMESİN DİYE BİR İRADE KOYMAYA, BİR MÜCADELEDE ORTAKLAŞMAYA GELDİK”
Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özel, “Sayın Başkanım, Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu’nun değerli bileşenleri ve bileşenler dışında bugün bize burada eşlik eden değerli konuklar, hepinize saygıyla selamlıyorum” dedi. Özel, şunları dile getirdi:
“YAŞANANLARA AKLI SELİM YANITLAR BULMAK ZOR”
“En son Ekim 2024’te Diyarbakır’daydık. Bu tarih, Türkiye’de gerçekten Kürt sorunu ile ilgili olan herkesin yeniden umutlandığı ve herkesin tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya kaldığı bir dönemdi. O dönemde planlanmış altı günlük, ilk iki günü Diyarbakır’da olan ve ardından Mardin’den başlayarak Hakkari’ye kadar devam edecek olan bir programın ilk gününde birlikteydik. Ekim’in başında Meclis’te alışılmadık, olması gereken ama yapılmayan bir selamlaşmanın yapılması, ardından grup toplantılarındaki birtakım ifadelerden birkaç gün sonra buradaydık. Ne hazindir ki o programımız, TUSAŞ saldırısı sonrası yarıda kesilmek zorunda kaldı. O günden sonra da Diyarbakır’a ilk kez ancak bugün gelebildik. Ülkemiz, demokrasimiz, partimiz tarihinin belki de en zor günlerinden geçiyor. Hiç yaşanmadık şeyler yaşanıyor. Bir bütün olarak baktığınızda ise bu yaşananların kime ne faydası var, bu yaşananların sonucunda kim bu işten bir fayda görecek sorusuna aklı selim bir cevap bulmak zor. Toplantının bir sonraki bölümünde sizlerin soruları, değerlendirmeleri, katkıları da çok kıymetli olacak.”
“YOL BİLENE SORULUR”
“Gerçekten buraya bugün niye geldiğimizi soracak olursanız, yolumu kesen bir Diyarbakırlı’nın hem üzüntülerini hem desteklerini iletirken, ‘Yürü arkandayız’ dedi. Vallahi dedim zaten çıktık, binaları arkada bıraktık, yürüyoruz. Diyarbakır’a da ne tarafa yürüyelim bir yol sormaya geldik sana, dedim. Zira yol, bilene sorulur. Ve bugün karşı karşıya olduğumuz kayyum uygulamasında en ağır bedelleri ödemiş olan, halen daha da belki şu anda belediyesinde kayyum yok ama bütün kayyum uygulamalarında en çok zarar gören kentteyiz ve bir yürüyüşteyiz. Söylediğim şu; yol cümleden uludur, yol, yolcudan da uludur. Önemli olan yolda olmaktır. Bu yolun bu evresinde Diyarbakır’ın sokaklarında, köylerinde, kırsal mahallelerinde ve esnafıyla konuştuktan sonra bu çok kıymet ve değer verdiğim salondaki kanaat önderlerinin, salondaki sivil toplum örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin, çeşitli derneklerin, kuruluşların temsilcilerinin yönlendirmeleri, uyarıları, eleştirileri ve önerileri de bir o kadar kıymetli olacak.”
“DEMOKRASİ DEDİĞİMİZ, SANDIKLA OLUR”
“İstanbul nasıl bir merkez ise Ankara nasıl bir merkez ise Diyarbakır’da onlardan geri kalmayan bir merkez. Hem siyaset için hem sosyal hayat için hem tarihiyle, kültürüyle hem de yarına dair umutları yaşatmak veya geliştirmek adına Diyarbakır önemli. Bazı kentlerin sokağı mühim. Sokak önde gider, salonları zayıf olur. Bazı kentlerde sokaklar zayıftır ama salonlar kıymetlidir. Kanaatler salonlarda oluşur, sokağa kendiliğinden sonradan yayılır. Diyarbakır’da ne salon geride ve sokak geride. Sokak da her zaman çok dinamik ama salon özellikle sivil örgütlerin bulunduğu bu salonlar da çok önemli. O açıdan bu toplantıyı tüm yönleriyle çok kıymetli bulduğumu, çok değer atfettiğimi ifade etmek isterim. İçinde bulunduğumuz meselenin aslında hani sevgili Mehmet Kaya Başkanım aslında işin ana fikrini, sonucunu bir cümlede söyledi. ‘Yaşanan mesele, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç meselesi değil.’ Birileri, ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir iç mesele yaşanıyor, bir tartışma yaşanıyor’ gibi göstermek istese de aslında mesele, o topraklarla demokratlar arasında bir mesele. Mesele, rejimin evrildiği nokta ve bu rejim değişimine direnç ya da rejimin değişimine sessiz kalma veya onunla birlikte hareket etmeyi planlayanların karşı karşıya oldukları bir mesele. Türkiye değil dünya demokrasi tarihinde ki demokrasi sandıkla oluyor. Sandık dediğinizin güvencesi seçim hukuku. Seçim hukuku da itirazlara, sürelere, kesinleşmeye bağlayan bir hukuk. Bu sayede de seçim sonucu kesinleştikten sonra bir sonraki seçime kadar, yeni bir sandık kurulana kadar artık o tartışmalar bitmiş ve bu demokratik bir güvence olarak seçilenlerin önünde ve seçenlerin gözünün önünde gerçekleşen bir durumdur.”
“İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜ KESİLİYOR, UMUT ÖRSELENİYOR”
“Şimdi Türkiye’de işin teknik boyutlarına girmeyeceğim. Ama böyle deli saçması bir iş denendi. Seçim hukuku bir tarafa bırakılarak, bu konudaki yetkili ilçe seçim kurulları, li seçim kurulları, Yüksek Seçim Kurulu ve Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki tüm istikrarlı kararları, yani ‘YSK kararları kesindir ve bu iş YSK’nın işidir. Bunun ötesine ben bile bakamam’ demiş olmasına rağmen medeni hukuk kanununda olan bir butlan uygulaması ve bir tedbir uygulaması bir siyasi partiye uygulandı. Öyle olunca üzerinden dört kurultay geçmiş olmasına rağmen ki sonuncu kurultayda aday olmayabilirdim, yarışmış ve Mehmet Kaya’ya kaybetmiş olabilirdim. Dört kurultay önceki bir itirazın sonucunda son başkanın gidip, dört kurultay önceki başkanın gelmesinin izah edilebilir hiçbir tarafı yok. Bütün seçilmişler açısından, hatta bu karardan memnuniyet duyduğunu söyleyen bir takım kişilerin destekledikleri parti açısından da siyasi parti partiler, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, en küçük derneğe kadar artık bir asliye mahkemesini bulan ya da bir istinaf mahkemesini ikna eden birinin her seçimi iptal etmesi, her seçilmişi alaşağı etmesi ve esas o seçilmişin veya o seçilmişlerin yaptıkları iş neyse onları bozması, berbat etmesi, onların meşru edindikleri gücü elinden alması, işte iktidar yürüyüşünü kesmesi… Çünkü son seçimlerin birinci partisi, Türkiye’de yüzde 65 nüfusu yöneten belediyeleri kazanan parti, tüm anketlerde birinci parti ve bugün seçim olsa o seçimlerde birinci parti olmaya namzet partiyi bir anda paralize eden, felç eden, yönetimini ortadan kaldıran, yerine seçilmemiş birisini getiren… Bir kayyım atamadan bahsediliyor. Keşke kayyım olsa anladığımız anlamda. Beş kişilik bir heyet gelir, 40 gün içinde seçimle yükümlüdür, maaşlar dışında ödeme yapamaz, mal alamaz – satamaz kayyım dediğin. Bizim burada seçilmemiş, hatta seçimi kaybetmiş birisi yıllar sonra gelip ‘Her şeyi yapabilirim ama seçim yapamam. Biraz ben yöneteceğim, sonra benim istediğim düzlemde bir seçim olacak’ diyerek bir yürüyüş kesiliyor, bir iktidar yürüyüşü kesiliyor. Bu insanların iktidarı değiştirmesine karşı değiştirme umudu temelden örselenmiş oluyor.”
“SANDIK GİTTİ Mİ HEPSİ BİRDEN BİTİYOR”
“Açıkçası savunduğumuz şey, yani bizi destekleyen kim varsa aslında demokratik siyaseti destekliyor ve Cumhuriyet’in en önemli kazanımını, birlikte yaşamanın da en önemli taahhüdünü destekliyor. Zira bugün çok sorunumuz var. Sorunlar çözülecek, devlet geçmişte yaptığı hataları yapmayacak. Doğruları, iyileri alacağız, getireceğiz. Hep birlikte tartışacağız ve bir sorunu çözeceğiz. Bunun sonucunda da bir birlikte yaşama iradesi koyacağız birbirine eşit yurttaşlar olarak. Bu birlikte yaşamda kim yönetecek? Sonuçta kim seçimleri kazanır ya da seçim sonuçlarına kim birlikte uzlaşırsa o yönetecek. Yoksa artık seçime kimin girip kimin giremeyeceğine, rakibin kimin olup kimin olamayacağına ülkeyi yönetenlerin karar verdiği bir düzlemde demokrasi konuşulamayacağı gibi barış da konuşulamaz. Daha doğrusu hepimizin bilmesi gereken bir şey var. Barış, silahlar susmadan olmaz ve silahların susmasını çok önemsiyoruz. En çok da bu kent önemsiyor. Evet. Ama demokratikleşme olmadan barış olmaz. Özgürlük olmadan barış olmaz. Kalkınma ve refah olmadan barış olmaz. Bunların hiçbirisi de sandık olmadan olmaz. Çünkü sandık seçilmişin yönetmesi ve bir kurala uyarak yönetmesi demek. Kanunlar evet ama esas bir anayasaya uyarak yönetmesi demek. Bir topluluk sözleşmesi demek. Üzerinde mutabakata varılmış; herkesin, hiç olmazsa herkesin her şeyde değilse bile herkesin bir şeylerde, bir noktada uzlaştığı, birleştiği bir mutabakatla yönetmek demek. Ama kim seçilirse seçilsin bu mutabakatlara uymasını taahhüt etmesi ve denetleniyor olması demek. Sandık gitti mi hepsi birden bitiyor.”
“ENGİN, EN GENİŞ BİR ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI…”
“Ben gençlere hep yasaksız Türkiye ve vizesiz Avrupa vaat ediyorum. Avrupa Birliği’ne tam üyeliği çok önemli bir çıpa olarak gördüğümüz için. Bunun için engin bir özgürlük anlayışı, sınırsız olabilecek en geniş bir özgürlük anlayışı, bu konuda ciddi bir cesaret, bunun için de çok önemli demokratikleşme adımlarının atılması gerekiyor. Tabii bugün ülkeyi yönetenler, onlarla birlikte bir masa da kurduk. Bütün zorluklara rağmen yani bizim olmamamız için her şeyin yapılmasına rağmen orada bulunduk. Bizi kaldırmak için her şeyi yaptılar, kalkmadık, ‘Tarihin doğru tarafında olacağız’ dedik. Bazı zorlu dönemlerde özgün tariflerle işte tümsekten geçemesek de yanından geçtik ama yoldan sapmadık, bir yerde durduk ve devam ettik. Ama bir kötücül akıl halen daha Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden bu parlamentoda işte hep bir arada oturup da kararını verdiğimiz silahların susması, ‘Terörsüz Türkiye’ ama demokratik bir Türkiye umuduyla birlikte altına imza attığımız o raporun gereği yapılmasın diye elinden geleni yapıyorlar. En basitinden şöyle düşünmek lazım. Yani biz bulunduğumuz yerden ileriye doğru hep şöyle söylüyorduk. Bir kere bu tip işler bu kadar… Allah rahmet eylesin, ilk bu meseleyi bana açtığında Sırrı Süreyya Önder’e dedim ki ‘Abi bu işte bir terslik yok mu?’ Dedi ki ‘Senden de hiçbir şey kaçmıyor.’ Böyle onun o meşhur üslubuyla. Sonra da güldü. ‘Ya anladım da geçen sefer ‘önce çözüm, sonra barış’tı, bu sefer ‘önce barış, sonra çözüm’” dedi. ‘E inanacağız’ dedi, ‘İnanmaktan başka şansımız yok. ‘Barış’ demiş birileri. Biz buna inanacağız’ dedi. Dedim ki ‘Tamam ama bunun bir yolu, yöntemi var ve dünya nasıl yapıyorsa öyle yapmak lazım.’ Onları sıralarken mesela hep konuşulur. Bir yerden sonra önceden kararlaştırılmış ama toplumla paylaşılmamış, güven arttırıcı adımlar atılır, tarafların birbirinin haberdar olduğu jestler… Hatta süreç öyle bir yere gelir ki birbirinin haberdar olmadığı jestler yapılır süreci güçlendirmek için. Şimdi bu noktada mesela altına kalın kalın imza attık hepimiz. ‘AYM kararlarına uyulacak. AİHM kararlarına uyulacak.’ Selahattin Demirtaş 10 yıldır içeride duracak. Gezi tutukluları, işte Kavala 11 yıldır, diğer arkadaşlar altı yıldır – dört yıldır içeride duracaklar. Biz ‘AİHM kararlarına uyacağız’ diyeceğiz yani dışarıda kalan neredeyse kimse yok, komisyona devam eden herkes imza atmış altına. Bu artık hani jest falan da değil, olması gereken bir şey. Bunlar kimsenin aklının ucundan geçmediği gibi mevcut kayyımları hani ‘iki Ahmet’ diye sembolize ediyor Devlet Bey. Hiç olmazsa bir adım yani. Ki bütün kayyımların geriye alınmasına ne engel var? Sürdürülmesine çok engel var böyle bir şeyin altına imza atıyorsanız. Kimsenin aklının ucundan bunlar geçmiyor.”
“BU SÜREÇLERDE ANA MUHALEFETİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKILIR”
“Bir de üstüne tam bu aşamada hem de belki ‘Acaba temmuz ayında bir şeyler olabilecek mi?’nin konuşulduğu sırada ülkenin ana muhalefet partisine de kayyım atanıyor. Büyük bir belirsizliğe, kaosa, işte ‘Efendim bölünecekler mi, ayrışacaklar mı, dövüşecekler mi?’ Böyle bir şeyin içerisine sokuluyor ve sokulan kim? Mesela bu tür süreçlerde zaten iktidar bir irade koyarsa bu iş ilerleyebiliyor. Ama iktidarın iradesi kadar ana muhalefetin ne yapacağı önemli. Yani bu işlerde iktidar bir şey derse zaten dönülür bakılır. Nereye bakılır? Muhalefete bakılır. Ana muhalefetin de gözünün içine bakılır. Biraz önce başkan geçmişe dönük haklı bir eleştiride bulundu. ‘Üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmedi o süreçte’ dedi. Bu süreçte o konuda bir kararlılık, o konuda bir samimiyet, bir sürü de testten geçilmişlik var bu mevzuyla ilgili ve temmuz ayı başlamadan ülkenin ana muhalefet partisine bunun yapılıyor olması. Bunu yapanın analiz edilmesi açısından söylüyorum. Bizim tarihin doğru tarafında durduğumuzu, duracağımızı bir kez daha teyit etmeme gerek yok. Ama bir kötücül aklın devrede olduğunu görmek lazım ve artık bundan sonra da ümit ediyorum ki orayı konuşmaya sıra gelir. Yani işte güvenlik, silah ama kalkınma, kalkınma. Yani ülkenin yüzde 80’i Afrika koşullarında, yüzde 20’si Lüksemburg koşullarında yaşarken bu olmaz. Bir kere buna bir temelden itirazı somutlaştırıp bir müdahale gerekiyor. Bu yapılacaksa bu işin böyle İstanbul’da, Kocaeli’nde, Bursa’da, Manisa’da, Denizli’de değil; tam da bu bölgede, Diyarbakır’dan başlayarak bu kalkınmayı yapmak… Burada, Ortadoğu’daki fırsatları görmek, Ortadoğu’ya barış gelmesine katkı sağlamak ve onu bir fırsata çevirmek… Sınırın iki yanındaki akrabaların güçlerini, imkanlarını, umutlarını potansiyelize ederek ‘kazan- kazan’ı tam olarak orada yaşamak… Sadece Türkiye için değil; Suriye için de barış istemek ama demokratik bir barış istemek, demokratik bir yönetim istemek… Irak için demokrasi istemek ve Irak‘taki Türkmenler, Kürtlerin ve herkesin barışını savunmak… İran için aynı şeyi görmek… Artık böyle Kürtleri bulundukları ülkede rejimle, rejime karşı kullanacak unsurlar değil de bulundukları ülkenin kurucu unsurları olarak görmek, sahiplenmek… Bir de artık Diyarbakır’dan, bölgeden başlayacak bir büyük kalkınma hamlesiyle birlikte hem yarım kalanları bitirerek, bugün köylerdeydik işte bu sulama meseleleri üzerine falan da çok konuştuk. Yepyeni bir hikayeyi hep beraber yazmak ama bunu yapmak için de bizim biraz önce ifade edildi, Mehmet Kaya’yla sarsılmaz bir dostluğumuz var. Çünkü birbirimizi seviyoruz ve güveniyoruz. Çünkü biz birbirimizi geçmişte kandırmadık ve yürüdüğünüz yolda birbirimize hiç kazık atmadık. Bu güvenin tesis edilmesi lazım. Bu aslında Türkiye’de dünya kadar Kürt’ün ve Türk’ün deneyimlediği ve başardığı bir işken Türkler adına konuşanlarla Kürtler adına konuşanların artık bu konuşmayı bırakıp bu somutlaştırması ve hayata geçirmesi lazım. Bu da birlikte başararak olur, birlikte kazanarak olur.”
“BARIŞA DA BUTLAN GELMESİN”
“Aslında bir yandan da Türklerle Kürtlerin sorunlarını çözdükleri ve birlikte başarmanın tadına vardıkları, bu deneyimi Türkiye’ye yaşattıkları süreçte Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca yakalayamadığı bir kaldırıcı yakalamış olacak. Bu işleri bozmak isteyen kim ise bu yüzden bozmak istiyor zaten. Yani ben bir yapıcı iradenin, kurucu bir iradenin varlığına bir şey diyemem. Çünkü hiçbir şey yoktan var olmayacağına göre bu sorunun çözülmesinde memlekete yarar gören bir irade var. Ben de o iradeyi paylaşıyorum. O iradenin ilk baştaki belli süreçlerinde kurucusu, haberdarı falan değilim ama bir yere geldi demek ki birileri ve doğru bir karar verildi, oradayız. Ama bir de bu sürecin başarıya ulaşmasından endişe eden bir yıkıcı irade var. Buna karşı tüm tarafların kendi üstüne düşeni yapıyor olması lazım. Bizim üstümüze düşen, yılmadan doğru tarafta yer almak. Çünkü bizi yıldırmaya çalışıyorlar. Ama tüm paydaşların üzerine düşen de bir yok etme, ortadan kaldırma, karıştırma meselesine karşı sözüm meclisten dışarı, dayanışma sözlerinin ötesinde bir sahiplenme, kendi meselesi olarak görme, ortak mesele görme, onu da çözme, sonra hep birlikte her şeyi çözme noktasında bir iradeye ihtiyaç var diye düşünüyorum. Daha önce barış için çok umutlandık, sonra umutlar boşa çıktı. Dünya deneyimlerinde olduğu gibi çok kötülerini yaşadık daha sonra. İşte bugün hani Toledo olacak Sur’un önünden geçerken o geçmiş sefer barış başarılsaydı hangi kayıplar verilmeyecekti, başta can kayıpları olmak üzere boşu boşuna bu kadar yıl, bu kadar kayıp ve bugün tekrar aynı yerdeyiz. Onu son derece önemsiyorum. Bir yandan da bizim başımıza bir butlan geldi ve butlan yapanlar eğer niyetleri okuduğumuz gibiyse barış umutlarını da butlan edecekler. Barışa butlan gelmesin diye de irade koymaya geldik, bir mücadelede ortaklaşmak üzere geldik. Bunu ifade etmek isterim.”
“TARİHİN KIRILMA NOKTALARINDAN BİRİNDEYİZ”
“Hepimiz zor dönemlerden geçiyoruz. Bir dönüm noktasında veya çok çok klasik çok kullanılan tabirle, ‘tarihin kırılma noktalarından birindeyiz.’ Türkiye siyaset için de öyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi siyaseti için de öyle. Gideceğimiz o istikamete o yüzden Ankara’dan ve biz bize belirlemek istemedik, belirleyemezdik de zaten. Bunun için de böyle ‘Pusula halktır, halklardır, millettir, sokaklarda, meydanlardır, Anadolu’dur, Trakya’dır’ dedik. Onun için sadece söylemeye değil daha çok dinlemeye, önermeye değil önerileri almaya, duygumuzu anlatmaktan çok duyguları duymaya ve o konuda bir yol bulmaya ya da yollar kapalıysa acaba yeni bir yol açmaya mı veya ne yapmaya karar vermek lazım, onları da konuşmaya geldik. Her zamanki ev sahipliği için ve bu çok kıymetli katılım için teşekkür ediyorum.”




